Fahri Sabit Korutürk
6.CUMHURBAŞKANI
GÖREV SÜRESİ
6 NİSAN 1973
6 NİSAN 1980
1903 yılında İstanbul'da doğdu. 1916 yılında Bahriye Mektebi'ne girdi. 1923 yılında Deniz Harp Okulu'nu, 1933 yılında Deniz Harp Akademisi'ni bitirdi. Deniz Kuvvetleri'nin çeşitli kademelerinde görev aldı. Roma, Berlin ve Stokholm'de Deniz Ataşesi olarak hizmet verdi.
1936'da Montreux Boğazlar Konferansı'na askerî uzman olarak katıldı. 1950 yılında Amiralliğe yükseldi. Oramiralliğe kadar çeşitli rütbelerde komuta görevleri yaptı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevinden 1960 yılında emekli olduktan sonra sırası ile Moskova ve Madrit Büyükelçisi olarak diplomatik görevler aldı.
1968 yılında Cumhuriyet Senatosu Üyesi oldu.
1973 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin altıncı Cumhurbaşkanı seçildi.
1980 yılında, yedi yıllık hizmet süresi tamamlandığından Cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldı. 12 Ekim 1987 tarihinde vefat etti.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Turgut Özal
8.CUMHURBAŞKANI
GÖREV SÜRESi
9 KASIM 1989
17 NİSAN 1993
1927 yılında Malatya'da doğdu. 1950 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden Elektrik Mühendisi olarak mezun oldu. 1952 yılında A.B.D'ne giderek ekonomi tahsili gördü. Türkiye'ye döndükten sonra Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdür Yardımcısı oldu ve Türkiye'nin elektrifikasyonu ile ilgili projelerde çalıştı.
1961-62 yılları arasında askerlik hizmetini Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyesi olarak ifa etti ve Devlet Planlama Teşkilatı'nın kurulmasına katkıda bulundu. Bu sırada, Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde ders de verdi.
Bir süre Başbakanlık Teknik Uzmanlar Kurulu Üyesi olarak çalıştı ve 1967-71 yılları arasında da Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini yürüttü. Ekonomik Koordinasyon Kurulu, Para ve Kredi Kurulu, RCD Koordinasyon Kurulu ve AET Koordinasyon Kurulu başkanlıklarında bulundu.
1971-1973 tarihleri arasında Dünya Bankası'nda danışman olarak çalıştı. Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli sınai kuruluşlarda çalıştı ve 1979 yılı sonlarına doğru Başbakanlık Müsteşarı olarak atandı. Aynı dönemde Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini de vekaleten yürüttü.
12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra kurulan hükûmete ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atandı. 1982 yılında bu görevinden istifa etti. 1983 yılında Anavatan Partisi'ni kurdu ve aynı yıl yapılan genel seçimlerde partisinin başarılı olması üzerine hükûmeti kurmakla görevlendirildi ve böylece Türkiye'nin 19. Başbakanı oldu. 1987 yılında yapılan seçimler sonrasında tekrar hükûmet kurdu ve başbakan olarak görev yaptı.
31 Ekim 1989'da TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin 8. Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve 9 Kasım 1989 tarihinde bu görevine başladı.
17 Nisan 1993 tarihinde geçirdiği bir rahatsızlık sebebiyle görevi sırasında vefat etti.
HAKKINDA YAZILANLAR
Turgut Özal
1983-1993
Fatih Emin
Risale Yayınları
Özal Hikayesi
Hasan Cemal
Doğan Yayıcılık
Kimdir Turgut Özal? İnsan olarak, siyaset adamı olarak... Kişiliği nasıl oluşmuştur? Ya beslendiği kültürel ortam? Bu dünyaya ve öbür dünyaya bakışı... Kendisinde, ailesinde, partisinde yaşayageldiği Doğu-Batı ikilemi nedir? Vefalı bir insan mı? Kindar mı? İnatçı mı? Politikadaki güvenilirliği ve inandırıcılığı... Özal ve ABD... Özal ve asker... Özal ve hanedan... Ekonomide ve demokraside modeli... 12 Eylül'ün siyasal ortamında geçerli "haksız rekabet"le 1983'te iktidara tırmanışı... 1989'daki inişi... Bu süreci çok yakından izledi Hasan Cemal. Altı yılda yükseliş ve düşüş: tarihsel süreç içinde, ancak bir an sayılabilir bu. Hasan Cemal bu anı fotoğrafladı ve ortaya Özal Hikayesi çıktı. Özgün bir yapıttır Özal Hikayesi; eksiğiyle fazlasıyla Özal'ın kendisidir. Çekilen fotoğraf, tarihi yakalamaya dönük bir çaba sayılabilir. Tarihi yaşarken yakalamak... Evet, belki de olanaksız. Ama bir gazeteci vazgeçemez bundan. Akıp giden zamanın gelecekteki öyküsünü bugünden ele geçirmeye çalışır. Çünkü her şeyden önce çağının tanığı olmak ister. Onun için sürekli kıpır kıpırdır gazeteci. Suyun yüzüne vuranla yetinmez. Sahnenin arkasındakini sergilemeye çalışır çoğu kez. Turgut Özal da sahnede yıllarca kaldı... İşte böyle bir çabanın ürünüdür Özal Hikayesi...
Özal'ın Misyonu
Meşhurların Hatıraları ve Değerlendirmeleriyle
Osman Özsoy
Türdav Yayınları
Siyasetçilerimiz Özal'ın vizyonuna sahip olma yarışında. Partilerimiz, Özal'ın misyonunu en iyi biz temsil ediyoruz iddiasında. Vefatının üzerinden yıllar geçmesine rağmen, sağlığında olduğu kadar ölümünden sonra da ülke gündemini meşgul eden isimlerin başında geliyor Turgut Özal. ... Ve Özal tartışılıyor. Yaşadığı dönemde vizyonu, ölümünden sonra misyonu tartışılan Turgut Özal"ı anlatan kapsamlı bir eserle karşı karşıyasınız. Eserin, Özal'ın vizyonuna sahip olmak isteyenlerle, misyonunu temsil etmek isteyenlere faydalı olacağı kanaatindeyiz. Şimdi söz, okuyucunun...
Turgut Özal'ın Anıları
Mehmet Barlas
Birey Yayıncılık / Yakın Tarih - Anı Dizisi
Elinizdeki kitapta, ülkemizin en yetkin gazetecilerinden Mehmet Barlas'ın Cumhuriyet döneminin en çok tartışılan, en vizyoner liderlerinden rahmetli Turgut Özal'la hayatının son yıllarında gerçekleştirdiği röportajlar yer alıyor. Kitapta Özal, ülkemizin dünü, bugünü ve geleceğine ilişkin hala geçerliliğini ve önemini koruyan görüşler dile getiriyor. Yayınevimiz,
ülkemizin ve dünyanın devasa sorunlarla, açmazlarla ve belirsizliklerle karşı karşıya kaldığı bir zaman diliminde Özal'ın Anıları'nı yayımlayarak siyaset ve ekonomi dünyamıza anlamlı bir katkıda bulunuyor. Barlas'ın kitabı, yabancı kaynaklarda Özal hakkında en fazla referans olarak başvurulan kitaplardan biri.
Özal'lı Yıllar
1983-1987
Yavuz Donat
Bilgi Yayınevi / Yavuz Donat'ın Vitrininden Dizisi
"Özal'lı Yıllar", Yavuz Donat'ın Vitrin'inden dizisinin son kitabı. Donat, "Sandıktan İhtilale", "Buyruklu Demokrasi" ve "Özal'lı Yıllar" adlı bu üç kitapla, 1977'den, 1987 Eylülü başına değin ülkemizin siyasal görüntüsünü , yine 1987 notlarıyla renklendirerek çiziyor.
-Rauf Tamer (Tercüman, 5.4. 1987)-
24 Ocak Yargılanıyor (İcraatın Dışından)
24 Ocağın Ekonomi Politiği
Faik Y.Başbuğ
Tekin Yayınevi
İşte "24 Ocak" pastasından acı bir ziyafet. Ortadirek adlandırmalı müşteriler çokluğunda, tadsız düşündürücü ve sanki hep ağıt dolu... Bu yönlü ağırlıklarıyla, yazılanlar, izleyicileri çok ilginç bir senaryo kurgusunda, zengin Başbakan masalarından yoksullara bakımyurdu'na, piyango milyarderliği umudundan fahişeliğin ekonomik diyalektiğine taşıyacak içerikte. Konular, uzun bir dönemi içeren anı-günlük yaklaşımıyla izlenmeye çalışılmıştır. Bunun için de, özellikle "ihtilalin" ya da yerleşik deyimiyle
"Kurtuluş Harekatının" bereketlendirdiği topraklarda, 24 Ocak ve mimarlarının icraatı yansız bir şekilde ele alınmış ve bu açıdan sistem bütünlüğü, kendi mantığı içinde özenle korunmak istenmiştir.
YORUM
Davut Bey ve Turgut Bey
Hilmi Yavuz
Zaman 27 Nisan 2001
Batılılaşma ya da Modernleşme girişimleri, Osmanlı entelektüellerini, Aydınlanma sonrasında Avrupa siyasal düşüncesiyle ilişki kurmaya ***ürmüştür; ama buna benzer bir ilişki Avrupa iktisat düşüncesiyle kurulamamıştır.
Geçen haftaki yazımda da belirtmiştim: Prof. Ahmet Güner Sayar, bırakınız Yeni Osmanlılar'ı Jön Türkler'in bile 'ne teorik iktisattan anladıklarını, ne de bizatihi iktisadi süreci anlayabildiklerini' öne sürmenin mümkün olmadığını bildirir; Adam Smith ve Ricardo'nun iktisadi fikirlerinin 'Yeni Osmanlıların teorik esaslarına kaynaklık ettiğini' öne süren Bernard Lewis'in bu iddiasının bir 'fanteziden öteye geçmediğini vurgular.
Namık Kemal'in, Montesquieu ve J.J. Rousseau'nun siyasal teorilerinden etkilendiğini biliyoruz elbet; bizzat Namık Kemal'in yazıları bu etkilenmeye tanıklık ediyor çünkü! Gelgelelim, Adam Smith ve Ricardo'nun iktisat teorilerinin Yeni Osmanlılar'ın iktisadi görüşlerine kaynaklık ettiği iddiasının dayanağı nedir? Ve bu iddia, niçin 'bir fanteziden öteye' geçememektedir?
Prof. Dr. Şerif Mardin, 'Türkiye'de İktisadi Düşüncenin Gelişmesi' adlı kapsamlı makalesinde, 1838'de İngiltere ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan Baltalimanı anlaşmasının 'bütün hazırlık safhalarında ehemmiyetli bir rol' oynayan İngiliz Sefareti Başkatibi David Urquhart'tan söz ediyor. Prof. Mardin'in deyişiyle, 'Adam Smith'ten daha Adam Smith'çi' olan Urquhart, 'Adam Smith'in kaldırılmasını tavsiye ettiği devlet müdahalelerinden Türkiye'de hiçbirinin bulunmadığına ve binaenaleyh Türkiye'nin serbest ticaret için ideal bir ülke olduğuna' inanmaktaydı. Urquhart, bu düşüncelerini 1833'te yayımladığı 'Turkey and Its Ressources' adlı kitabında açıklamıştır. O yıllarda, yine İngiliz sefaretinde katip olarak görev yapan (Sir) Henry Layard'ın Autobiography and Letters'te yazdıklarına bakılırsa, Ahmet Vefik Efendi (Paşa) ile, 'Adam Smith ve Ricardo'nun eserlerindeki politik ekonomi konuları üzerinde' tartıştıkları anlaşılıyor.
Urquhart üzerine kuşatıcı bir çalışma yapmış olan Prof. Taner Timur da, 'Osmanlı Çalışmaları'nda, onun İngiliz politikasında 'Rus tarafdarları'na karşı, 'Osmanlı tarafdarları'nı temsil ettiğini yazmıştır. Urquhart'a göre 'Osmanlı düzeni en geniş ölçüde özgür ticarete ve özgür sanayie dayanmakta, bu durum da yerel idarenin son derece özerk ve gelişmiş olmasına yol açmaktadır. Türkler, 'çürümüş Bizans aristokrasisinin', 'kalabalık ve zalim ruhban sınıfının', 'hor görülmeye layık hükümetinin haksız kanunlarının' ve özellikle de tekelleri işle 'mali idaresinin ve tahsildarlar ordusunun' tam anlamıyla ezdiği halka rahat bir nefes aldırmışlardır. Timur'un belirttiğine göre David Urquhart (Osmanlıların verdikleri adla, 'Davut Bey'!), Osmanlı Devleti'nde yerel idarelerin özerkliğinin, 'kökeni İslam hukukuna dayanan vergi sistemi sayesinde' gerçekleştiğini düşünmektedir: 'Gerçekten de Türkler dolaylı vergileri toptan reddederek ve mali sistemleri basit ve dolaysız bir vergi sistemine dayandırarak, ticaretin ve sanayinin son derece gelişmesine elverişli bir zemin hazırlamışlardır. Doğrudan vergiler, yerel idareleri geliştirmiş ve bu durum Müslüman olmayan reayanın da kendi kurumlarını korumalarına ve hatta, Avrupa'da sanılanın aksine, geliştirmelerine yol açmıştır.' Urquhart, Osmanlı sistemi analiz edilirken iki tip 'merkeziyetçilik'in birbirine karıştırılmaması gerektiğini hatırlatarak, Osmanlı'da siyasal merkeziyetçilikten söz edilebileceğini, ama idari merkeziyetçiliğin bulunmadığı görüşündedir. (Şerif Mardin, Urquhart'ın özellikle Rumeli'deki vergi sistemini yakından incelediğini ve bu vergilerin 'beledi teşekküller olan ayanlar tarafından tayini ve toplanması'nın Urquhart'ı çok etkilediğini bildirmektedir.) Kısaca Urquhart, Osmanlı iktisadi yapısının liberal bir iktisat konsepti bağlamında örgütlendiğini, devlet müdahalesinin (zannedilenin aksine) asgari düzeyde olduğu kanısındadır. Taner Timur da, Osmanlı toplumunda yerel yönetimlerin özerk konumuna yaptığı vurgu dolayısıyla Urquhart'ın fikirlerinin günümüzde moda olan 'Osmanlı'da sivil toplum yok!' iddialarına uzak düştüğünü söylüyor. Osmanlı 'sivil toplum'unu, Urquhart'ın 'Türk ilkeleri' adını verdiği ilkelere dayandırabiliriz: Pazar ve ticaret özgürlüğü, sultanın keyfî vergi koyamaması, yerel geleneklere saygı, dini kurumların özerkliğini koruma, gayrimüslimlerin inanç özgürlüklerinin teminat altında bulunması... Bu durum, Prof. Timur'un haklı olarak belirttiği gibi, Osmanlı'nın 'modernist' potansiyelini gösterir.
Urquhart'ın 'Yeni Osmanlılar'la olan ilişkisi, özellikle 'sarıklı ihtilalci' Ali Suavi'de görülür. Hüseyin Çelik, 'Ali Suavi ve Dönemi'nde, 'Suavi, Urquhart'ta adeta kendisini bulmuştur' der. 'Çünkü o, Urquhart'ın söylediklerini, küçük nüanslar dışında bir ömür boyu söylemiş adam'dır. Çelik şunları yazıyor: 'Suavi de Urquhart gibi, İslam'ın Hıristiyanlık'tan farklı olarak, bütün çağların ihtiyacına en modern şekilde cevap verecek bir din olduğuna inanıyordu.' Nitekim Urquhart'ın Sultan Abdülaziz'e gönderdiği bir mektupta, Osmanlıların 'ancak ve ancak, geçmişte olduğu gibi Kur'anı Kerim'in hükümlerine tam uyarak yaşayabileceğini' bildirdiği de biliniyor.
David Urquhart ya da Davut Bey, Adam Smith'ten daha adam Smith'çi olduğu kadar, Osmanlı'dan daha Osmanlıcı olarak yadırganmış, hatta bizzat İngiliz hükümeti ve elbette Dışişleri Bakanı Lord Palmerston tarafından dışlanmıştır. Urquhart, İngiltere'nin Osmanlı ile olan ticari ilişkilerini geliştirmesi için çalışıyordu; Lord Palmerston ise, Rusya ile! Ama maalesef, Ali Suavi dışında Yeni Osmanlılar'ın Davut Bey'i ciddiye aldıklarına dair bir tanıklık yoktur. İngilizler de ciddiye almamışlardır Urquhart'ı... Kimilerine göre 'acayip', 'egzantrik' ve 'megolaman'dır, kimilerine göreyse 'yarı deli!' Prof. Mardin bile, 'Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu'nda Urquhart'ın hissi egzotizmi'nden söz etmekten kendini alamamıştır. Dolayısıyla, Adam Smith ve Ricardo'nun görüşlerinin Urquhart gibi 'acayip' biri aracılığıyla dolaşıma sokulmasının Osmanlı entelijansiyası tarafından 'fantezi' olarak kabul edilmesine şaşmamak gerekir...
Davut Bey'in Osmanlı toplumunun modernist potansiyeline ilişkin değerlendirmelerinin Yeni Osmanlılar'ın ya da Jön Türkler'in fikirleri üzerinde etkin olmayışını anlamak mümkün de, bu düşüncelerin belli ölçekte değerlendirilebilmeleri için Turgut Bey'in iktidara gelmesini beklemek? İşte bunu anlamak mümkün değil! Hem siyasi hem de iktisadi anlamda gerçek 'Modernleşme' ya da 'Batılılaşma', bütün sancıları, problemleri ve elbette hatalarıyla, Osmanlı'nın modernist potansiyelinin farkında olan Turgut Bey'le başlamıştır çünkü...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Fahrettin Altay
Fahrettin Altay
İşkodra 1880 doğumludur. 1899'da Harp Okulu'nu, 1902'de Harp Akademisi'ni bitirdi. Birinci Dünya Savaşı'nda, Çanakkale, Romanya ve Filistin Cepheleri'nde görev aldı. Kurtuluş Savaşı başlarken Konya Onikinci Kolordu komutanı idi. Milli Mücadelede Beşinci Süvari Kolordusu Komutan oldu.
Konyada İkinci Ordu Komutanı olarak bulunduğu sırada çevre düzenlemesi adı altında pekçok ata yâdigârı tarihî eserin yıkılmasına göz yumdu. Prof. Dr. Osman Turan Selçuklular zamanında Türkiye Târihi adlı eserinin 689. sayfasında; Selçuklularda büyüklerin ve pâdişahların cesetleri mumyalanarak gömüldüğü için sultanların da naaşları türbenin alt kısmında mumyalı olarak bir arada bulunmaktadır. Fakat ne yazık ki bir kumandan zamanında bu kısım açılmış ve bu cesetleri dağınık bir duruma getirilmiştir. diyerek Selçuklu sultanlarının cesetlerinin yerinden alınarak dağıtıldığını bildirmektedir. İbrahim Hakkı Konyalı da Konya Târihi adlı eserinin 584-585. sayfalarında Selçuklu sultanlarının cesetlerinin köpekler tarafından parçalandığını görgü şâhidi Müzeler ve Kütüphâneler Umum Müfettişi Ahmed Tevhid Beyin ifâdesine dayanarak anlatmıştır. Birçok türbe, câmi ve mescidin bu dönemde yıkıldığı aynı eserde bildirilmiştir.
Başkumandanlık Meydan Savaşı'ndan sonra dağılan Yunan Ordusunu İzmir'e doğru kovalayan Fahrettin Altay komutasındaki Türk süvarileri, 9 Eylül'de İzmir'e girerek, milletimize kurtuluşun müjdesini verdiler.Orgeneral rütbesini alıp Yüksek Askeri Şura üyeliğinde bulunan Fahrettin Altay Birinci Dönem Mersin, İkinci Dönem İzmir milletvekiliydi. 1.11.1924'te istifa ile ayrıldı. Sekizinci Dönemde Burdur Milletvekilliği yaptı.26 Ekim 1974'te öldü..
ESERLERİ
Fahreddin Altayın Türkiye İstiklâl Muhârebâtında Süvârî Kolordusunun Harekâtı, İstiklâl Harbimizde Süvârî Kolordusu, İslâm Dini, On Yıl Savaşı ve Sonrası 1912-1922 adlı eserleri vardır.Türkiye İstiklal Savaşları'nda Süvari Kolordusu'nun Harekatı" isimli kitabı, 1925'te yabancı dillere tercüme edildi.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Hepsi
Grubunuzun adı neden 'Hepsi'?
Yasemin: İçinde her şey var. Hepsi dans ediyor, hepsi şarkı söylüyor, hepsi konservatuvarda okuyor. Hepimiz her zaman hep birlikteyiz.
Dördünüzün buluşması okulda başlayan arkadaşlık mı?
Eren: Biz okuldan da önce AKM çocuk balesindeydik. Ortaokul ve lise yıllarımız hep beraber geçti.
Kimin aklına geldi, nasıl oluştu grup kurma fikri?
Gülçin: Okuldayken vokalleri paylaşıp, kendi aramızda küçük konserler verirdik. Daha sonra bu büyük bir hayale dönüştü. Cemre'nin annesi de menajer olduğu için kendi aramızdaki konserleri ona gösterdik o da büyümemizi bekledi.
O bekleyiş yaşlarınızın küçük olmasından dolayı mı oldu?
Cemre: Lise de zaten yasaktı. Üniversiteye geçince de pek hoş görünmüyor. Zaten annem de çok küçük olduğumuz için o yaşta böyle bir şeye kalkışmamızı istemedi. Biz bu dört sene içinde şan ve dans dersleri aldık.
Albüm çıkarmanız kolay oldu mu? Tarzınız tam olarak nedir?
Yasemin: Mete Özgencil, Süleyman Yüksel, Tamer Zümrüt aranjelerimizi yaptı. Ozan Doğulu ile çalıştık.
Gülçin: Türk estrümanları var, içinde darbuka, ney, cümbüş, ziller var. Zaten dünya müziğinde Hint müziği ile R&R'yi de karıştırıyorlar.
Şarkı sözleriniz yaş grubunuza hitap edecek sözlerden mi oluşuyor?
Yasemin: Bizim yaş grubumuza da hitap ediyor ama bizim yaş grubumuzun dışındaki insanlar da dinleyebilir. Ama tabii ki 'Olmaz Oğlan'ı çok fazla genç kesim söyleyebilir.
Eren: Normalde kullanmadığımız, bizim söylemeyeceğimiz kelimeler kullanmadık şarkılarımızda. Yaşımıza yakışmayan sözler yok.
Şarkı sözlerinizde müstehcenlik var mı peki?
Cemre: Albümde bize göre şarkılar seçtikleri için şarkı sözlerimizde müstehcenlik yok.
Eren: Bizim söyleyemeyeceğimiz sözler şarkılarımızda olamaz.
Tarzınızı, giyeceklerinizi belirleyen bir 'imajmaker'ınız var mı?
Eren: 'İmajmaker' demiyelim de, konser ve programlarda giydiğimiz kıyafetler için Ümit Ünal'la çalışıyoruz. Saçımız başımız olduğumuz gibi, sadece kostümlerimizde bize destek olunuyor. Ümit Ünal'ın kendine ait bir tarzı var ve bize uyuyor. Dans ederken, daha çok pantolanları tercih ediyoruz.
Yaşınız küçük olduğu için kıyafet seçimlerinde elbise boyu ya da dekoltelerde dikkat edildi mi?
Eren: Önemli olan dansımızın gerektirdiği gibi giyinmek! Zaten kısa bir etekle dans edemeyiz. Dekolteler dans ederken olamaz.
Klibiniz yayınlanmaya başladı. Okuldan ve çevrenizden aldığınız tepkiler nasıl?
Yasemin: Üç haftadır klibimiz yayınlanıyor. Birkaç gün önce de albümümüz piyasaya çıktı. Okuldan gelen tepkiler çok iyi.
Kafanızda "Buna takılabilirler" dediğiniz tepkiler var mı?
Cemre: R&R yapan bir kız grubu yok ne yazık ki! Türkiye'deki kız grupları uzun süreli olmadığı için biz hem kız grubu olarak çıktık, hem yapılmayanları yaptık. Eleştiri almak istiyoruz ki, acaba ne tür eksikliklerimiz var, bilelim.
Albüm yapmak için birilerini kendinize inandırmanız gerekir. Sizi kimler destekledi?
Eren: Bize ilk inanan Şebnem Özberk'tir, Cemre'nin annesi. Bir de ilk destek Zerrin Özer'den geldi. 2000 yılında, 2001 yılında sahnesinde çıkmamızı sağlayarak yine destek oldu. Sonrasında Temel Zümrüt ve Mete Özgencil destekledi.
Cemre: Rumelihisarı'ndan sonra size albüm yapalım diye teklifler geldi ama biz sadece işimize odaklanmak için ince eleyip sık dokuduk. Starium'la çalışmaya başladık.
Ailelerinizin sektörden korkarak koyduğu kurallar var mı?
Cemre: Bizim albüm çıkmadan önce evde veya dışarıda bize konulmuş kuralların hiçbiri değişmedi. Hala hepsi yerinde duruyor. Değişen bir şey yok. Biz yaşıtlarımıza göre ev kuşuyuz aslında. Okulumuz sabah başlayıp akşam 7'de bitiyor.
Gece gezmeleriniz oluyor mu peki, eve dönüş saatiniz kurallar dahilinde mi?
Yasemin: Biz de arada bir de olsa, dışarı çıkıyoruz. Hafta sonları da çalışmalarımızdan dolayı okuldayız. Eve giriş çıkışımız tabi ki zamanlı. Çok geç saatlere kadar dışarıda olmuyoruz. Eğer dışarı çıkıyorsak ailelerimizin belirli saatleri var ve o saatte evde olmak zorundayız. Ama işimiz söz konusu olduğu zaman zaten ekiple hep birlikte gezdiğimiz için problem olmuyor.
Hayalinizi gerçekleştirdiniz; albümünüz çıktı, bundan sonraki beklentileriniz neler?
Gülçin: İlk attığımız adımlarda "Dört tane kız bir şeyler yapıyor" dedirtebilirsek, bu bizim bir şeyler yaptığımız anlamına gelecek. Asıl zorluk da bir şeyler yapıyorlar dendikten sonra, bunun devamını getirebilmek.
Bu sektörün içine gireceksiniz sizi korkutan neler var?
Eren: Bizi müzik piyayasında en çok korkutan şey korsan albümlerin olması.
Kazandığınız ilk parayla ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Cemre: Anneanneme hediye alacağım.
Eren: Ben de daha büyük bir araba almak istiyorum. Arabam var ama şirin bir arabam olsun istiyorum.
Yasemin: İlk parayla değil ama birikim yaptıktan sonra anneme ev almayı çok isterim.
Gülçin: Bilgisayarım bozuldu laptop almak istiyorum.
Biriniz daha çok ön plana çıkabilir. Bu durumda kıskançlık yaşanabilir mi aranızda? "Grupların genel kaderi bu, biz de belki ayrılabiliriz" diye endişeleriniz oluyor mu?
Gülçin: Biz küçüklüğümüzden beri sahneye çıkarak büyüdük ve hep bir aradaydık. Sahneye çıkmadan önce birbirimize sarılıp, şans dilerdik. Bu grup işinde de ilk defa Rumeli Hisarı'nda çıktık. O andan itibaren her sahneye çıkışımızda birbirimize destek olduk.
Yasemin: Uzun senelere dayanan bir dostluğumuz var. İşimizin dışında da hep birlikteyiz. Her şekilde birlikte olduğumuz için kıskançlık olsa, böyle bir grup olamazdı.
Cemre: Bizim bu açıdan çok şanslı olduğumuz bir nokta var. Bizi hiç kimse toplamadı. Biz gece gündüz hep birlikte gezen arkadaşlarız. Dört kişinin aynı anda aynı şeyi istemesi çok büyük bir şans aslında. Aramızda birimizin daha iyi olduğu bir nokta bizim için ancak artı olabilir. Diğerleri de ona yetişmeye çalışır ve bizi daha ileriye ***ürür.
Modern dansın dört tutkunu
Cemre
20 yaşında. Mimar Sinan Üniversitesi Modern Dans öğrencisi.
Eren
21 yaşında. Mimar Sinan Üniversitesi Modern Dans öğrencisi.
Gülçin
20 yaşında. Mimar Sinan Üniversitesi Modern Dans öğrencisi.
Yasemin
19 yaşında. İstanbul Üniversitesi Klasik Bale öğrencisi
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::